Sefaletin içinde sefahatin zirvesi

  • Konbuyu başlatan Admin
  • Başlangıç tarihi
A

Admin

Yönetici
Yönetici
Türkiye’nin bugünü, bir şiirin en hüzünlü dizesi gibi... Bir yanıyla gökyüzünde parlayan milyonlarca yıldız gibi dolar milyoneri sayısı artıyor, ışıl ışıl, cennet misali… Ama öte yanda, sokaklarda, evlerde, kalplerde derin bir sessizlik var; nefes almakta zorlanan milyonların suskun çığlığı… Mutlu azınlığın bir eli yağda bir eli balda, geniş kitleler yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. Bu tezatlık, ekonominin, toplumun, ahlakın ve insanlığın en keskin yansıması. Açlık, yoksulluk, işsizlik… Dört kişilik bir ailenin sadece gıda için ayırması gereken aylık tutar 25 bin lirayı geçti. Bu, açlık sınırı olarak tanımlanıyor. Ancak gıda harcamalarının yanı sıra elektrik, su, kira, ulaşım ve eğitim gibi temel ihtiyaçlar da eklendiğinde, ailenin en az 81 bin lira gelire sahip olması gerekiyor. Bu da yoksulluk sınırını ortaya koyuyor. Bekâr bir çalışan için aylık yaşam maliyeti ise 32 bin liraya dayanmış durumda. Enflasyon ise tam anlamıyla mutfağın bel kemiği olmuş. Katlanan fiyat artışları, temel tüketim maddelerinin erişilebilirliğini ciddi biçimde zedeliyor. Gıda fiyatlarındaki artış, sadece ailelerin değil, aynı zamanda hizmet ve perakende sektöründe çalışan milyonların da alım gücünü eritiyor. Satın alma gücündeki bu düşüş, dar gelirli kesimlerin günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. İşçi, memur, küçük esnaf ve hizmet sektöründeki çalışanlar, maaşları enflasyonun çok gerisinde kalırken, hayat pahalılığı yüzünden temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorlar. İşsizlik artık kontrol edilemez bir noktaya geldi. Geniş tanımlı işsiz sayısı 13 milyona dayandı; bu rakam, Türkiye’nin ekonomik tarihinde pandemide bile görülmemiş bir seviyeye işaret ediyor. Son bir yılda işsiz sayısı 2,2 milyon kişi artarken, sadece son bir ayda 1,2 milyon kişi işsizler ordusuna katıldı. Kadın işsizliği ise tam yüzde 40 ile alarm veriyor. Bu durum sadece iş bulamamak değil, aynı zamanda sosyal adaletin de derin yara aldığı anlamına geliyor. Üstelik işsizliğin gölgesinde yaşayanlar sadece bu 13 milyonla sınırlı değil. Türkiye’de yaklaşık 18 milyon kişi yoksulluk riski altında, hayatlarını temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışarak sürdürüyor. Gelir dağılımındaki uçurum giderek büyüyor, zengin ile fakir arasındaki fark açılıyor. Artan yaşam maliyetleri ise dar gelirli ailelerin omuzlarına binen yükü katlıyor. İşsiz kalan, geliri azalan veya iş güvencesi olmayan milyonlarca insan, her gün daha zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyor. KALICI VE KAPSAYICI ÇÖZÜMSÜZLÜK Bu tablo, ekonomik büyüme rakamlarının gerisinde kalan gerçek bir krizdir. Sadece sayılarla değil, insan hayatlarıyla, ailelerin geçimle olan kavgasıyla okunmalı. Türkiye’nin önündeki en büyük sorunu, bu derin çarpıklığı kabul etmek ve kalıcı, kapsayıcı çözümler üretmemektir. Şartları asgari ücretliden bile kötü olan, en düşük maaşla yaşam mücadelesi veren emeklilerin bir gözü toprakta. Çünkü hayat artık sadece bugünü geçirmek değil, yarını da görebilmek için büyük bir sınav. Bu ülkenin kaynakları ne kül oldu ne de kuş olup uçtu. Peki, bu zenginlikler nerede? Garip gurabaya, fakir fukaraya “iktisat yap, kanaat et” denirken, bu dünyada zorlananlara “ahirette cennete gider” türünden teselli edici sözler söyleniyor. Ancak asıl soru şudur: Bu ülkenin kaynakları, hayat zorlaşırken cenneti kimlere sunuyor? Fakirlikten inim inim inleyen milyonlarca yurttaş varken, sefa sürenler kimler? GELECEĞİMİZ ZEDELENMESİN Çarpıcı bir rapor, Türkiye’de gerçekten sefa sürenlerin sayısını gözler önüne serdi. Artan gelir eşitsizliği ve adaletsizlik, sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda sosyal bir yaradır. Bu adaletsizlik, toplumun temel dokusunu zedelemekte, ortak geleceğimizi tehdit etmektedir. Türkiye’de halk yoksulluk, işsizlik ve enflasyonla boğuşurken, dolar milyonerlerinin sayısı hızla artıyor. UBS’in Küresel Servet Raporu, tam bir çelişkiyi gözler önüne seriyor: Ülkemizde geçen yıl dolar milyonerlerinin sayısı yüzde 8,4 gibi şaşırtıcı bir oranda yükseldi ve toplamda 68 bine ulaştı. Oysa reel olarak, yani enflasyondan arındırıldığında kişi başı servet yüzde 14,6 azaldı. Bu demektir ki, halkın büyük çoğunluğu fakirleşirken, zenginler servetlerini katlamaya devam ediyor. Bu uçurum sadece bir ekonomik veri değil, aynı zamanda bir adaletsizlik ve vicdan sorunudur. Halkın “karnını nasıl doyuracağım” diye düşünürken, küçük bir azınlık servetlerine servet katıyor. Bir yanda işsizliğin, yoksulluğun pençesinde kıvranan milyonlar; diğer yanda sayıları giderek artan dolar milyonerleri… Bu tablo, ülkemizin ekonomik ve sosyal dengesinin ne kadar bozulduğunun acı bir göstergesidir. UÇAN KUŞTAN VERGİYLE… Adaletsizliğin derinleştiği, gelir uçurumunun giderek açıldığı yerde, toplumun huzuru ve geleceği sürdürülebilirlikten uzaklaşır. Deli Dumrul’un kuru çayın üzerine bir köprü yaptırır. Geçenden 33 akçe, geçmeyenden döve döve 40 akçe alarak çarklar ne kadar dönebilir? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’na kadar sorumluluk taşıyan herkes, vatandaşın nefes almasını sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi için sadece taşın altına elini değil, gövdesini koymalıdır. Türkiye’nin gerçek refaha ulaşabilmesi için bu derin uçurum kapatılmalı, kaynaklar halk için adil ve eşit şekilde dağıtılmalıdır. Aksi halde, milyonlar sefalete mahkûm edilirken, küçük bir azınlığın sefası devam edecektir.
 
Geri
Üst