A
Admin
Yönetici
Yönetici
Özgür Doğu SAYMAZ/EGE TELGRAF- Milattan Önce 3000 yıllarına kadar inen tarihi ile İzmir, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biridir. Milattan Önce 800’lü yıllara gelindiğinde İzmir, Körfez’in karaya ulaştığı nokta Bayraklı’da hayat bulmuş ve daha sonra da Kadifekale, Ballıkuyu ve Basmane’de yerleşimler kendini göstermiş. Milli Mücadele sonrası özellikle mübadil torunlarının ve göçmenlerin rağbet ettiği bu üç kadim semt kentin en çok ilgi gören bölgeleri oldu. Özellikle Konak ilçe sınırlarını içinde yüzyıllara meydan okuyan tarihiyle bilinen bu kadim dokunun tam ortasında, sadece birkaç sokak arayla duran iki tarihi cami yıllardır ihmalin, ilgisizliğin ve unutulmuşluğun kurbanı olmuş durumda. Bu mekanlar; Selahattinoğlu Camii ve Namazgah Pazaryeri Camii.
Biri 2022’de depremde minaresini kaybetti, yıllar geçti hâlâ yerine yenisi yapılmadı. Diğeri ise 4 yıldır “restorasyon” gerekçesiyle kapalı; çatısı açık, duvarları ot bürümüş. Biri ibadete kapalı diğerinde imam-hatip ya da müezzin yok. Pandemiden bu yana yok. Sadece Cuma günleri bir imam görevlendirilmiş. Her ikisi de kaderine terk edilmiş. İşte tarihi ibadethanelerin içler acısı durumu:
4 Kasım 2022 gecesi, Buca merkezli 4,9 büyüklüğündeki deprem, Ballıkuyu sınırlarındaki Kubilay Mahallesi’nde bulunan tarihi Selahattinoğlu Camii’ni sarstı. Depremin ardından caminin tuğladan yapılmış minaresi tamamen yıkıldı. Aradan geçen yaklaşık 3 yıla rağmen, minare hâlâ yapılmadı. Tarihçesi 16. yüzyılın başlarına dayanan cami, 1893’teki büyük yangından sonra Bezzaz Hacı Ali Fuat Efendi tarafından yeniden inşa edilmiş, 1954’te ise minaresi Manisalı Sabri Gül tarafından yaptırılmıştı. Bugün ne o minare var ne de verilen sözlerin arkasında duran yetkililer.
Mahalle sakinlerine göre; depremin hemen ardından dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, vali ve diğer yetkililer camiye geldi. “3-5 gün içinde ekip göndereceğiz, minareyi yapacağız” denildi. Ancak camiye sadece bir kez iskele kuruldu, sonra o da sökülüp götürüldü.
Mahalle muhtarı Ünal Kalfa durumu şöyle özetliyor:
“İmamımız yok, minaremiz yok. Megafon koyacak yerimiz bile yok. Müftülük geldi gitti ama icraat yok. Söz verdiler ama tutan olmadı.”
Tarihi 15. yüzyıla uzanan Namazgah Pazaryeri Camii ise diğer ibadethaneden daha kötü durumda. Cami sessizce çürüyor. Yaklaşık 2 yıldır restorasyon nedeniyle ibadete kapalı olan cami, adeta sahipsiz bırakılmış durumda. İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 2022–2023 yıllarında bir restorasyon ihalesi açtı. Minare yenilendi. Ancak asıl yapı çatısız kaldı. Duvar köşelerinde otlar büyümüş, kapı ve pencereler çürümeye bırakılmış. Üstelik caminin içindeki 1950’li yıllarda yapılmış kalem işi süslemeler ve Gaziantepli ressam Müslim Görçek’in 1956 tarihli kubbe bezemeleri bile keserle tahrip edilmiş. Caminin tarihi önemi, sadece mimarisiyle sınırlı değil. Zamanında bir zaviyesi bulunan yapı, “Han Bey Camii” ve “Hacı İbrahim Camii” isimleriyle de anılıyor. Roma-Bizans dönemine ait Agora kalıntılarına yakınlığı nedeniyle “Pazaryeri Camii” ismiyle hafızalara kazınmış durumda.
Mahalleli ise tepkili: Cami yoksa cemaat de yok. Restore edeceğiz dediler ama daha da kötü hale getirdiler. Çatıyı kapatın, ibadete açın. Yeter artık!
Her iki cami de İzmir’in kültürel hafızasının taşıyıcıları. Hem ibadet yeri, hem tarihî miras. Ama Konak’ta her iki yapı da ya sessizce çürüyor ya da yarım kalan sözlerin gölgesinde bekliyor. Restorasyon adı altında yapılan işlerin denetimsizliği, siyasilerin yerine getirmediği vaatler, yerel idarelerin ilgisizliği bu iki camiyi fiziki ve manevi çöküşe sürüklüyor. Artık söz değil, somut adım isteniyor. Cami duvarlarındaki otların yerine sessizliğin değil, ezan sesinin yükselmesi bekleniyor. Konak’ın tarihi, bu ilgisizlikle değil; korumayla geleceğe taşınmalı.
KADERLERİNE TERKEDİLMİŞ
Biri 2022’de depremde minaresini kaybetti, yıllar geçti hâlâ yerine yenisi yapılmadı. Diğeri ise 4 yıldır “restorasyon” gerekçesiyle kapalı; çatısı açık, duvarları ot bürümüş. Biri ibadete kapalı diğerinde imam-hatip ya da müezzin yok. Pandemiden bu yana yok. Sadece Cuma günleri bir imam görevlendirilmiş. Her ikisi de kaderine terk edilmiş. İşte tarihi ibadethanelerin içler acısı durumu:
SELAHATTİNOĞLU CAMİİ
4 Kasım 2022 gecesi, Buca merkezli 4,9 büyüklüğündeki deprem, Ballıkuyu sınırlarındaki Kubilay Mahallesi’nde bulunan tarihi Selahattinoğlu Camii’ni sarstı. Depremin ardından caminin tuğladan yapılmış minaresi tamamen yıkıldı. Aradan geçen yaklaşık 3 yıla rağmen, minare hâlâ yapılmadı. Tarihçesi 16. yüzyılın başlarına dayanan cami, 1893’teki büyük yangından sonra Bezzaz Hacı Ali Fuat Efendi tarafından yeniden inşa edilmiş, 1954’te ise minaresi Manisalı Sabri Gül tarafından yaptırılmıştı. Bugün ne o minare var ne de verilen sözlerin arkasında duran yetkililer.
İSKELE KURULDU, SÖKÜLDÜ
Mahalle sakinlerine göre; depremin hemen ardından dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, vali ve diğer yetkililer camiye geldi. “3-5 gün içinde ekip göndereceğiz, minareyi yapacağız” denildi. Ancak camiye sadece bir kez iskele kuruldu, sonra o da sökülüp götürüldü.
‘İCRAAT YOK’
Mahalle muhtarı Ünal Kalfa durumu şöyle özetliyor:
“İmamımız yok, minaremiz yok. Megafon koyacak yerimiz bile yok. Müftülük geldi gitti ama icraat yok. Söz verdiler ama tutan olmadı.”
PAZARYERİ CAMİİ
Tarihi 15. yüzyıla uzanan Namazgah Pazaryeri Camii ise diğer ibadethaneden daha kötü durumda. Cami sessizce çürüyor. Yaklaşık 2 yıldır restorasyon nedeniyle ibadete kapalı olan cami, adeta sahipsiz bırakılmış durumda. İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 2022–2023 yıllarında bir restorasyon ihalesi açtı. Minare yenilendi. Ancak asıl yapı çatısız kaldı. Duvar köşelerinde otlar büyümüş, kapı ve pencereler çürümeye bırakılmış. Üstelik caminin içindeki 1950’li yıllarda yapılmış kalem işi süslemeler ve Gaziantepli ressam Müslim Görçek’in 1956 tarihli kubbe bezemeleri bile keserle tahrip edilmiş. Caminin tarihi önemi, sadece mimarisiyle sınırlı değil. Zamanında bir zaviyesi bulunan yapı, “Han Bey Camii” ve “Hacı İbrahim Camii” isimleriyle de anılıyor. Roma-Bizans dönemine ait Agora kalıntılarına yakınlığı nedeniyle “Pazaryeri Camii” ismiyle hafızalara kazınmış durumda.
Mahalleli ise tepkili: Cami yoksa cemaat de yok. Restore edeceğiz dediler ama daha da kötü hale getirdiler. Çatıyı kapatın, ibadete açın. Yeter artık!
Her iki cami de İzmir’in kültürel hafızasının taşıyıcıları. Hem ibadet yeri, hem tarihî miras. Ama Konak’ta her iki yapı da ya sessizce çürüyor ya da yarım kalan sözlerin gölgesinde bekliyor. Restorasyon adı altında yapılan işlerin denetimsizliği, siyasilerin yerine getirmediği vaatler, yerel idarelerin ilgisizliği bu iki camiyi fiziki ve manevi çöküşe sürüklüyor. Artık söz değil, somut adım isteniyor. Cami duvarlarındaki otların yerine sessizliğin değil, ezan sesinin yükselmesi bekleniyor. Konak’ın tarihi, bu ilgisizlikle değil; korumayla geleceğe taşınmalı.