Ne Ürgüp ne Göreme! Kapadokya’da adeta bir aşk mektubu gibi köy: Buraya gitmek için mevsimi asla kaçırmayın

  • Konbuyu başlatan Admin
  • Başlangıç tarihi
A

Admin

Yönetici
Yönetici
İrem KAYA - EGE TELGRAF/ Kapadokya'nın büyülü toprağında, peri bacalarının gölgesinden biraz uzakta, tarih ve taşın aşkını anlatan bir köy var: Mustafapaşa. Ürgüp’ten sadece birkaç nefeslik uzaklıkta ama zamanın akışından çok çok ötede… Burası, geçmişle geleceğin sessizce el sıkıştığı, her sokağında bir hikayenin yankılandığı, dokunduğunuz her duvarda bir kalbin attığı bir yer.

HER TAŞI ŞİİR GİBİ


Binlerce yıl öncesinden bugüne ulaşmış bir ruh var Mustafapaşa’da. Adı eski zamanlarda Sinasos’tu. O günden bugüne gelen taş evler, kiliseler, camiler, konaklar sadece mimari değil; bir sevdanın, bir ayrılığın, bir kavuşmanın, bir suskunluğun anıtı gibi duruyor. Bu köyde taş bile konuşuyor. Yüz yıllık bir konaktan sarkan sarmaşıkta özlemi görüyorsunuz; bir kilisenin duvarında hala bekleyen bir duayı.

İKİ DİN, İKİ DİL, BİR KALP


Lozan Mübadelesi’nden önce Rumlarla Türklerin birlikte yaşadığı Mustafapaşa’da, o eski dostlukların izleri hala canlı. Bir caminin minaresiyle, hemen birkaç adım ötedeki kilisenin çanı birbirine bakıyor. Kimse susmamış burada, kimse gitmemiş gibi… Bu topraklar, birlikte yaşamanın ne kadar derin ve güçlü bir kültür olduğunu fısıldıyor kulağınıza.

ZAMANIN DURDUĞU MEDRESE


Köyün meydanında karşınıza çıkan Mehmet Şakirpaşa Medresesi, taş işçiliğinin değil yalnızca, aşkın da bir ifadesi sanki. 1899’da yapılmış ama her göreni hala ilk günkü gibi etkiliyor. Taç kapısından içeri adım attığınızda, zaman dışı bir huzur sarıyor insanı. Bugün Kapadokya Üniversitesi’ne ait ama hala o eski avluda yankılanan ayak sesleri var gibi...

UNUTULMAYAN AŞKLAR


1729’da inşa edilen Eleni Kilisesi, sanki bir aşk mektubu gibi duruyor köyün tam ortasında. İçinde nice pazar duası edilmiş, nice bayramlar kutlanmış, nice dilekler usulca mırıldanılmış. Ve Aziz Nikolaos Manastırı… Peri bacalarının gölgesinde, üzüm bağlarının arasında saklanmış bir dua gibi. Bahçesindeki çeşmeden akan suya eskiden "şifa" denirmiş; şimdi ise insanın içini iyileştiriyor sessizliği.

KONAKLARDA YAŞANAN MASALLAR


Old Greek House, bir zamanlar Asmalı Konak dizisine sahne olmuş olabilir ama ondan önce ve sonra da pek çok gerçek aşkı ağırladı. Serafim Konağı’nın kapısındaki yazı ise zamanın en güzel şiirlerinden biri: "Bugün benimdir, yarın başkasının olacak, ama hiçbir zaman kimsenin olmayacak." Kim bilir kaç gönül bu eşiği aşıp içeri girdi, kim bilir kaç hasret burada son buldu…

Mustafapaşa (2)


ANLATILAN BİR MİRAS


Sanat ve Tarih Müzesi... ya da halkın bildiği adıyla Bebek Müzesi. Duvardaki resimler, işlemeli dolaplar, taş oymalar... Hepsi bir dönemin zarafetini bugüne taşıyor. Ve o bebekler... Her biri ayrı bir karakter, ayrı bir hikaye. Çocukluğu, anneliği, kayıpları, sevinçleri fısıldıyor usulca.

BİR KÜLTÜR BEKÇİSİ


Kapadokya Üniversitesi, bu köyün kalbine kurulmuş bir eğitim yuvasından fazlası. Konakları restore ediyor, hikayeleri kayıt altına alıyor, kültürü koruyor. Bilgiyle geçmişi buluşturuyor. Her binada bir iz, her tabelada bir hatıra, her sokakta bir kıymet var. Üniversite bu köyü sadece korumuyor; onunla birlikte yaşıyor.

BİR HİKAYE, BİR AŞK, BİR SESSİZLİK


Bu köyde yürürken, hiçbir şey söylemeseniz de olur. Taşlar anlatıyor zaten. Duvarda yarım kalmış bir resim, kapının eşiğine bırakılmış solgun bir çiçek, pencere pervazında rüzgara direnen bir dantel perde... Her biri bir başka zamana açılan pencere gibi. Mustafapaşa, bir seyahatten çok daha fazlası. Burası bir hatırlayış, bir iç çekiş, bir özlem. Ve belki de kendi iç sesinizi en çok duyabileceğiniz yer. Buraya sadece gitmiyorsunuz… Burada kalıyorsunuz. Kalbinizde, belleğinizde, düşlerinizde.
 
Geri
Üst